Çok yakında 2. bebeğimizin doğumunu beklediğimiz için bir süre yazı yazamayabilirim veya çok nadir yazabilirim. 2-3 aya çok daha dolu içerikli bir sayfa ile ve yeni sürprizlerle döneceğim.
Bu sırada doğum iznindeyim..
Çok yakında 2. bebeğimizin doğumunu beklediğimiz için bir süre yazı yazamayabilirim veya çok nadir yazabilirim. 2-3 aya çok daha dolu içerikli bir sayfa ile ve yeni sürprizlerle döneceğim.
Bu sırada doğum iznindeyim..
Süt Ürünlerinden Kaçınmanızın Nedenleri
Sütünüz var mı?
Bugünlerde herkesin var gibi görünüyor. Ünlüler, atletler, hatta politikacılar bile beyaz “süt bıyığı” göstermekten gurur duyuyorlar. Sonuçta, herkes sağlıklı olmak için süte ihtiyaç olduğunu biliyor.
Süt ürünleri doğanın mükemmel gıdası – ama sadece bir buzağı iseniz.
Eğer kulağınıza şok edici geldiyse, bu çok az insanın süt ürünleri hakkındaki gerçeği söylemesinden kaynaklanıyor. Aslında, Amerika’da sütü eleştirmek çok yanlış bir fikir.
Araştırma ve ilaç üzerine çalışmalardaki deneyimleri incelediğimizde aslında süt ürünlerinden tamamen uzak kalmamız gerekiyor. Dondurmayı ben de her insan kadar pek seviyorum, ama araştırmayı çok seven biri olarak, ne bildiğimize dürüstçe bakmamız gerekiyor. Bugünün yazısında, size süt ürünlerinin listelenmiş hasta edici etkilerini açıklayıp size süt ürünlerinden kaçınmanız için 6 neden anlatıcam.
Sütü esgeçmek için bir çok neden var, bunların içinde:
İşte bazı önemli sonuçlar:
Artı, süt ürünleri daha çok sağlık problemine neden olabilir, örneğin:
Bu endişerlere bağlı olarak, birçok anne alternatif olarak çiğ süt düşünmeye başladı. Fakat, bu da çok daha sağlıklı bir form değil. Evet, çiğ, organik süt pestisidler, hormonlar, antibiyotikler ve homojenizasyon ve pastorizasyonla ilgili endişeleri ortadan kaldırıyor. Fakat, bu yararlar süt ürünlerinin potansiyel risklerine karşı tam anlamıyla ağır basmıyor.
Evrimsel açıdan bakarsak, süt insanlar için ilginç bir gıdadır. 10,000 yıl önceye kadar, hayvanlar evcilleştirilmemişti ve süt içme imkanımız yoktu. Eğer buna inanmıyorsanız, şunu düşünün: İnsanların çoğunluğu, 2-5 yaşları arasında doğal olarak kayda değer miktarda laktaz (süt içindeki şeker olan laktozu metabolizma için düzgün olarak kullanmaya yarayan enzim) üretmeyi durdurur. Aslında, memelilerin çoğunluğu için, normal şart anne sütünü emmeyi bıraktıktan sonra sütü düzgünce metabolize etmek ve sindirmek için gerekli enzimleri üretmeyi durdurmaktır.
Vücutlarımız düzenli bir şekilde süt sindirmek için yapılmamıştır. Onun yerine, birçok bilim adamı bizim için kalsiyum, potasyum, protein ve yağları tam bitki gıdalardan (sebzeler, meyveler, fasulyeler, tam tahıllar, fındıklar, tohumlardan almamızın daha iyi olacağına hemfikirdirler.
İşte süt ürünleri ile başa çıkmak için benim tavsiyelerim.
Hala süt mü var? Umarım yoktur. Unutmayın, süt ürünleri sağlık için elzem değildir. Size beslenme bültenindeki süt bölümünü tamamen okumanızı öneririm…
Beslenme Bülteni
“ScienceDaily (20 Mayıs , 2009) — Aktif olmayan grip aşısı, çocuklarda griple bağlantılı hastaneye gitmeleri önleyemediği görülüyor, özellikle astımı olan çocuklarda. Aslında, 19 Mayıs’da San Diego’daki Amerikan Göğüs Topluluğu’nun 105. Uluslararası Konferansı’nda tanıtılacak yeni araştırmaya göre grip aşısı olan çocukların hastaneye yatma riski aşıyı olmayan yaşıtlarına göre çok daha fazla.
Makale şöyle söylüyor:
“2. kere grip aşısı olan çocukların hiç olmayan çocuklara göre 3 kat fazla hastaneye yatma riski taşıyorlar. Astımlı çocuklarda, özellikle bu oran çok daha fazla olmuştur.
Yazılarımdan birine bırakılan yorumlardan biriyle haberim oldu bu şirketten. Çok mutlu oldum, birileri daha bu konuda birşeyler yapıyor diye düşündüm. Sözünü ettiğim Taşkesti Su.
Taşkesti Su’yun özelliği Türkiye’de ilk defa BPA içermeyen yeni nesil damacanalara dolum yapıyor olması. Damacanaları, Amerikan FDA (Gıda ve İlaç Ajansı) onaylı, özellikle bebek ürünlerinin ambalajlarında kullanılan TRITAN malzemesinden üretilmiş olup, polikarbonat değil. İddiasına göre; Taşkesti Su, Sağlık Bakanlığı’nca içerdiği mineraller sebebiyle doğal kaynak suyu olmanın dışında ‘Doğal Mineralli Su’ olarak adlandırılıyor. Kalsiyum ve magnezyum açısından zengin olan Taşkesti Su, Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan testler ve analizler sonucunda mineral değerleri açısından standartların çok üstünde olduğu onaylanmış.
Bu arada biraz önce bir arkadaşım uyardı, “Doğal Mineralli Su” aslında İçme Suyu olmayan suları işleyip içine mineralleri ekledikleri artezyen suyu imiş.Yani doğal kaynak suyu değil. BPA’sız damacanaları övgüyü hakediyor ama doğal kaynak olmaması negatif bir tarafı tabi ki.
Taşkesti Su aynı zamanda düşük sodyum değerleri sayesinde Sağlık Bakanlığı tarafından ülkemizde çok sınırlı sayıda suyun sahip olduğu “Sodyum diyetine uygun su” kategorisine alınmış. Bu yüzden, modern tesisiyle, kaynağında doğal yapısı bozulmadan, mineral dengesi değiştirilmeden şişelenen Taşkesti Su, Sağlık Bakanlığı’nca “Doğal Mineralli Su” olarak tescil edilmiş.
Kısaca Taşkesti Su, ambalajları üzerinde yer Alan “Doğal Mineralli Su” ibaresi, içtiğiniz suyun sağlıklı, mevsimden mevsime değişmeyen dengeli mineral yapısına sahip ve en önemlisi kaynağından çıktığı gibi ambalajlandığını, yapısını bozacak hiç bir işleme tabii tutulmamış olduğunu ifade ediyor.
19 Lt. Hijyenik yeni nesil BPA içermeyen damacana ambalajı ile Taşkesti Doğal Mineralli Su size, ev ve işyerlerinizde saf, tazeleyici, içimine doyulmaz suyun doğallığından ve yararlarından sınırsızca faydalanma olanağı sunuyor. Daha detaylı bilgi için web sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
Sularından alıp deneme fırsatım henüz olmadı, çünkü bulunduğum şehirde henüz yok ama yakında bayi açacaklarını söylediler. Ben takipteyim. Şu an İstanbul’da olanlarınızın alıp denemesini tavsiye ederim.
Hastanın karnında pens unutan, gazlı bez unutan, yanlışlıkla başka bir yeri kesen doktorlar var. Bu doktorlar sadece bizde değil başka ülkelerde de mevcut ama onlarda hastalar en azından tazminat alabiliyorlardı. Çünkü sorumluluk sigortası zorunlu idi.
İşte sonunda artık bizim ülkemizde de hastasını mağdur eden bu tip doktorlar için sorumluluk sigortası yapılması zorunluluğu çıktı ve primleri de yayınlandı. Doktor eğer bir tıp merkezine bağlıysa o tip merkezi bu sigortayı yaptırıyor, eğer değilse doktor kendisi yaptırıyor. Nasıl olursa olsun, bizim ülkemizde de güzel gelişmeler oluyor.
Hamileliğin en mutsuz gerçekliklerinden biri çoğu zaman eşlik eden çatlaklardır. Aslında, herhangi bir hızlı kilo alma olayı çatlaklar neden olabilir. Çatlaklar, vücutta cildin gerildiği herhangi bir bölgede oluşabilir, göbek, basen ve karın hamilelik sırasında çatlağa en meyilli yerlerdir. Genetik’in bu rahatsız edici çatlaklara ne kadar meyilli olunduğuyla çok ilgisi vardır, korumak veya görüntüsünü azaltmak için yapabileceğiniz bazı şeyler var:
Diyetiniz – Cildiniz ne yediğinizden etkilenir. İdeal olarak, hamilelikten önce sağlıklı bir diyete başlamalısınız; fakat şu anda zaten hamileyseniz de hiçbirşey için geç değil. Çatlaklar konusunda hamile olmayan bireyler de bu diyet önerisine dikkat edebilirler. Cilt esnekliğini ve sağlığını destekleyen, size yararlı yağlar açısından yüksek gıdalar vardır, bunlar avokado, somon, fındık, çekirdek ve zeytin ve safran yağı. C Vitamini de sağlıklı cilt diyetinde önemli bir öğedir. Turunçgil meyveleri, karabiber ve kavun gibi vitaminden zengin gıdalardan bolca yediğinizden emin olun. Sağlıklı proteinler gereklidir – cilt protein ve yağsız et, yağlı balık ve tam buğdayla yapılan bir yemek kombinasyonu baklagillerden oluşmaktadır. Diyetinizde bolca su da için – suya doymuş bir cilt çok daha yumuşaktır.
Yağlar – Cildinize doğal yağlar sürmek genleşen cildin tahrişini durdurmak ve yumuşaklığını artırmak için rahatlatıcı bir yoldur. Cilde direk uygulanması iyi olan yağlar şöyledir : * Tatlı badem yağı * Zeytin Yağı * Shea yağı * Kakao yağı (bu çikolata gibi harika kokuyor) * Kenevir Yağı * Üzüm çekirdeği Yağı
Bu yağlar, “taşıyıcı yağlar”ın tedavi edici özelliklerini artırmak için temel yağlarla da karıştırılabilir.
Masaj – Bu reçeteleri göbek derinizin üstüne uygularken, zamanınızı uzatın ve cilde yağı masajla güzelce yedirin. Bu cilt için çok yararlı olan dolaşımı geliştirecektir.
Gerçekler çok şaşırtıcı. Araştırmalar bir bebeğin tuvalet eğitimine kadar 7,000-8,000 bez kullandığını gösteriyor. World Watch 450 milyon tek kullanımlık bebek bezinin her yıl kullanuldığını ve çöp sahalarına 77 milyon ton atık olarak katıldığını tahmin ediyor. Hatta daha kötüsü, bir plastikten yapılma tek kullanımlık bezin doğada kaybolması yaklaşık 500 yıl alıyor.
Bazı şirketler “dünya dostu” bezler üretti ama bunların ne kadar dünya dostu olduğuna dair çeşitli görüşler var.
Yazı gDiapers ve Safeties Nature Nappy gibi yeni tekrar kullanılabilir bebek bezi markaları ile ilgili bazı yorumlarla devam ediyor. Eski, bebek ve çevre için çok kötü olan manav tipi tekrar kullanılabilir bebek bezlerinden sonra herhangi bir gelişme çok iyidir. Yeni versiyonlar çok daha ihtiyaç duyulan gelişmeler olsa da, hala ideal çözüm değiller.
Bebeklerin bez takmaya aslında hiç ihtiyaçları yok. Bebeklerin kendi dışkıları üstünde oturmaları doğal da değildir, gerekli de. Bazı ebeveynler bebeklerine o kadar zaman ayıramayacak kadar meşgul olduklarını söylerken, çocuğunuzu tuvalete tutmak günde 6-10 arası bebek bezi değiştirmek için gerekli çaba ve fiziksel zamandan daha az zahmetlidir.
İşte bez bebek bezlerinin neden çevre için daha iyi ve daha sürdürülebilir olduğunun 10 nedeni:
1. Tek kullanımlık bezler pamuklu bezlerden 2 kat fazla su kullanırlar.
2. Tek kullanımlık bezler pamuklu bezlerden 3 kat fazla enerji kullanırlar.
3. Tek kullanımlık bezler pamuklu bezlerden 60 kat fazla katı atık üretirler.
4. Tek kullanımlık bezler, pamuklu bezlerden 20 kat fazla hammade kullanırlar.
5. Her yıl yaklaşık 1 milyar ağaç tek kullanımlık bez yapmak için yokediliyor – kullanan her bebek için 4.5 ağaç demek.
6. Bir bebek bezinin çözünmesi 200-500 yıl civarı sürüyor.
7. Tek kullanımlık bezler çöp sahalarındaki en büyük 3. yer işgal edici ve çözünmeyen atıkların %30′unu oluşturmaktadır.
8. Tek kullanımlık bez kullanan her bebek için 1 ton çöp yaratılmaktadır.
9. 1 tek kullanımlık bezdeki plastik için 1 bardak işlenmemiş yağ kullanılmaktadır.
10. Amerika’da her yıl tüketilen 18 milyar tek kullanımlık bezi arka arkaya koyunca aya 9 kere gidip dönülebilirmiş.
Yukarda listelenen gerçeklerin kaynakları şuralardır : Sierra Club, Rhode Islanda Katı Atık Yönetim Ajansı, Greenpeace, Çevresel Koruma Fonu
Yeni bir Avustralya kaynaklı araştırma, vajinal doğumun bebeklere bakteriyel avantaj sağladığını açıklıyor.
Araştırmaya göre, sezeryenle doğan bebekler astım, alerjiler ve enfeksiyona daha açıklar çünkü doğum sırasında annelerinin sunduğu iyi bakterileri alma şansını kaçırıyorlar. Alternatif olarak, araştırmacılara göre, vajinal olarak doğan bebekler doğum kanalından geçerken koruyucu bakteriler alıyorlar. Bebeğin cildinde bırakılan bu bakteriler bebeğin bağırsağında koloni kurup, gelecek mikroplar ve hastalıklara bağışıklık kazanmasına yardımcı olur.
Bir anne olarak bu araştırmanın bilimsel gerçeklerinin açıklanmasını biraz yetersiz buldum. Yanlış anlamayın, anne ve bebek için her mümkün olan zamanda vajinal doğumdan yanayım. Fakat bu açıklamanın altında gerçek kanıtlar var mı emin olamadım. Sadece kendi adıma. Ve bu tip “çakma araştırmalar” yeni anne babalara suçluluk ve endişe dışında birşey vermiyorlar.
Ne düşünüyorsunu? Bu bakteriyel araştırma iyi niyetli mi, sahte mi?
Marketler gerçek gıda olmayan gıda taklitleriyle doldu. Artık gerçek gıdaya nasıl erişeceğimizi bilemez olduk. Gıdamız için unu şurdan, eti burdan, sebzesi öbür tarafdan diye resmen uğraşır oldum.
NTV’de Fikir Sahibi Damakların başında olan Defne Koryürek’in harika bir programı var. Gerçek gıda için harika tarifler, öneriler veriyor. Sıcak bir program. Cumartesi günü 12:30′da yayınlanıyor. Ben bile saatlerine yetişemediğim için internetteki tekrarlarını izliyorum. Tekrar tekrar da izleyesim geliyor. Siz de merak ediyorsanız.
http://video.ntvmsnbc.com/sicak-ve-taze-11-temmuz-2010.html#sicak-ve-taze-26-haziran-2010.html
Burdan videolarını izleyebilirsiniz. Gerçek gıdanın peşindeyseniz çok seviceksiniz.

Okuyuculara çok teşekkürler. Geçtiğimiz hafta EkoAnne için Radikal’de röportajımız çıktı. Çok yoğun ve yorgun olduğumdan şu sıra az yazı yazabiliyorum ama hayatımın normale dönünce daha çok yazacağım. Takip eden, okuyanlara teşekkürler.

