Arılara Neden İhtiyacımız Var

beeBu hafta arılarımızın yüzyüze geldiği problemlerle ilgili iki tane yazı okudum. Kovanlar ölüyor ve arılar yokoluyor ve bu bir çok insanı çok endişelendiriyor. Genel olarak ekosistemler birbirine dayanan içten bağlı hayat formlarının kompleks bir serisidir. Bir hayat döngüsüdür ve döngü kırıldığında .. tüm diğer parçalar için sorun demektir. Ekosistemler bir denge içinde varolurlar ve eğer bir öğesi etkilenirse tüm sistem dalgalanır.

Arılar, sağlıklı bir ekosistemin bir tamamlayıcı bir parçasıdır. Sadece yararlı değillerdir… Arılara İHTİYACIMIZ var! Arı yok demek tozlaşma yok demek, ki bu da bazı çiçek türlerinin yok olması demek ki bu da bazı hayvan türlerinin yokolması demek. Bir yerde Amerikan ekinlerinin 1/3′ünün arılar tarafından tozlaştırıldığını okumuştum yani hatta büyük miktarda insanlar da arıların yokolmasından etkilenecekler.

Bir dahaki sefere bir arıdan rahatsız olduğunuzda aşağıdakilerden birini düşünebilirsiniz.

1. Tozlaşma

Arıların tozlaşma çabaları geniş bir yabani çiçek çeşitliliğinden ve onlara bağlı olan bir çok üründen sorumludur. Aslında, arıların çiçeklenen ekinlerden ve çiçeklerden tozlaşması olmadan, genel olarak çok çok daha az gıda ve çeşitlilik olacaktır. Eğer arılar yabanda tozlaşma yapmazsa, bazı sebzeler tükenir ve yerini işgal edici problemli türlere bırakır. Yokolan türleri yiyen hayvanlar sonra ölür, bu da etçil hayvanların otçul hayvanları yemesi ile devam eder. VE bundan anlaşılacağı üzere hepsi birbirine bağlıdır. Zincirden bir halkayı çıkarıp fonksiyonuna devam etmesini bekleyemezsiniz.

İnsan gıdası da arılara dayanmktadır. Elmalar, armutlar, salatalıklar, kirazlar ve diğer çiçek ve meyve veren ekinler arıların çiçekleri tohumlamasına böylece meyvenin büyümesine dayanmaktadır. Bir arı bir çiçekden nektar aldığında, polenle kaplanır. Arı sonra bu poleni başka bir çiçeğe taşır, onu tohumlar ve çiçeğin meyveye büyümesine sebep olur. Tozlaşma olmazs, bir çok çiçeklenen ekin meyve vermeyecek veya çok az verebilecektir.

2. Arı Ürünleri

İnsan sağlığı arı ürünlerinin varlığı ile çokça iyileşmektedir. İşte insanların yarar sağlayabileceği arıların sunduğu önemli ürünler.

* Bal – Bal sadece başka bir tatlı değildir. Ham, yani kovandan kavanoza minimum proses görmüş işlenmemiş bal bir çok sağlık faydasına sahiptir. Fosfos, demir, A, B-kompleks, C, D, E ve K gibi çok çeşitli vitaminler içerir. Bitki bilimci Stephen Buhner’a göre bal, 75 çeşit farklı bileşiğe sahiptir.

Bir kaşık işlenmemiş bal mükemmel bir öksürük şurubudur ve ev yapımı medikal şuruplar gibi kullanılabilir. İşlenmemiş bal, ağır yanıklar için harika bir tedavidir ve balın antibiyotik özellikleri ülser ve ameliyat enfeksiyonları açısından çok fayda ssağlamıştır. ional antibiotics in the treatment of ulcers and surgical infections. Honey has even been touted as an excellent treatment for allergies.

* Balmumu – Bu doğal ve güzel ürün mum, dudak nemlendiricisi, kozmetikler, boya kalemleri, nemlendiriciler ve diğer bazı eşyaların yapımında kullanılır.

Bazı vejeteryanlar arı ürünlerinden faydalanmamamız gerektiğini söylüyor ve bazı alanlarda haklılar. Fakat bence kovanlarına iyi sahip çıkan ve işlenmemiş bal yapımını sürdüren arıcıları desteklemeliyiz. Eğer onlara destek olunmazsa, insanlar balı çiftlik endüstrisinden elde etmeye başlayacaklar ki  bu da kullanması çok daha az etik olacak. Etik arıcıları himaye etme onlara yaptıkları işi devam ettirmek için bir neden verecektir. Arılara zarar vermeden dış etkenleri değiştirmekle bile arılar yokolma tehdidi altında öyleyse onları koruyanları desteklemeliyiz.

Bir arı ekosistemin önemli bir parçasıdır, ve ekosistemin bir parçası olarak biz insanlar, arıların yaptıklarından çok fayda sağlamaktayız. Yerel arıcılarla konuşup, neler yapabileceğimizi bilmek, arı popülasyonun devamına yardım edenleri himaye etmek, arılara zarar vericek kimyasalları kullanmayı durdurmak ve bulunduğumuz bölgede çok tehlikeli olduğunu düşündüğümüz bir arı kovanı varsa ilgililere haber yapabileceğimiz en akıllıca işlerdir. Bu küçük canlılarla ilgili hepimizin biraz daha fazla düşünmeye ve nesilleri tükenmesin diye ne yapbileceğimizi veya neyi yapmmamız gerektiğini bilmeye hepimizin ihtiyacı var.

Sizce arıları korumak adına nasıl daha fazla proaktif olabiliriz.

Çocuklar birkaç saatte bir atıştırıyor.

cocuk-istahsizlik-mkle.gifAtıştırma zamanı, yine mi? Ebeveynlerin çocuklarının yemek aralarında atıştırmalarını yasakladığı zamanlar geride kaldı. Şu günlerde trend durmaksızın yemek.

Kuzey Carolina Üniversitesinden beslenme araştırmacısı Barry Popkin, “Bilgilerim gösteriyor ki çocuklar her birkaç saatte bir atıştırıyor” diyor. “Bu eskiden böyle değildi.”

Çocukluk atıştırma trendleri, 30 sene önce çocukların günde bir kere atıştırmasından epeyce değişip günde 3 kereye çıkmış. Bu bilgiler, 2-18 yaş arası 31.000′in üstünde çocuk ve adölesanı içeren ulusal bir araştırmadan geliyor.

“Ortalama bir çocuk atıştırmalardan günde 586 kalori alıyor” diyor Popkin. Bu, bir jenerasyon öncesine göre çocukların atıştırmalardan aldığı kalorilerden 200 kalori daha fazlasını gösteriyor. Ve 1-5 yaş arası bir çok çocuk günde 6 kereye kadar atıştırıyor.

Araştırmacılar, eğer çocuklar sağlıklı ve besin yönünden zengin besinlerle atıştırıyorsa endişelenecek birşey olmadığını söylüyor. Fakat durum bu değil. “Meyve alımını azalttılar, ve süt alımını azalttılar” diyor Popkin. Bu tüketim trendleri Amerika’da belgelenmiş.

Bu günlerde, çocuklar daha çok tuzlu atıştırmalıklar, şekerler, meyve suyu ve meşrubat tüketiyor.

“Yani aslında sağlıklı yiyeceklerden sağlıksız yiyeceklere geçtik,” diye açıklıyor Popkin.

Küçükken Başlamak

En dikkat çekici trendlerden biri okul öncesi takımın atıştırma alışkanlıklarıdır. Yeni analize göre, 2-6 yaş arası çocuklar günde en fazla atıştırmayı yapanlar.

Ortalamada, 1977′dekine oranla günde 1 veya 2 öğün fazla yiyorlar veya içiyorlar. Tufts Üniversitesi Friedman Besin Okulu dekanı Eileen Kennedy bunun gerçek bir endişe olduğunu dile getiriyor. “Sadece çocukların yeme sistemleri değil, fiziksel aktiviteleri de değişiyor” diyor.

Kennedy diyor ki, tüm bu çok küçük yaşda atıştırma alışkanlıkları, hayat boyu sürecek zayıf yeme alışkanlıklarının başlangıcı olabilir.

Önümüzde Ne Olduğunu Görmek Zor

Çocukluk obezitesindeki artma, sık atıştırma trendiyle birlikte artmaktadır. Fakat ebeveynler bağlantıyı kuramıyor gibi görünüyor – veya çocuklarının aşırı kilolu olduğunu farkedemiyorlar.

Yale Üniversitesi’ndeki Gıda Siyasetçisi ve Obezite için Rudd Merkezinden Marlene Schwartz “Sadece görmüyoruz” diyor.

Son 3 onyıllık süreçte yeme alışkanlıklrı değiştikçe, kilo konusundaki algılarımız da değişmiştir. Yakın zamanda eski okul fotoğraflarına bakınca eskiden çocukların ne kadar zayıf olduğunu farketmiş.

“Bakıp düşünüyorsun, Wow. Bu çocuklar çok zayıf diyorsun”. diyor Schwartz. Fakat aslında fotoğraflarındaki çocuklar ortalama çocuklar.

Bu noktayı koymak için Schwartz yaşadığı yerdeki o anki öğrencilerin vücut kitle indexi bilgilerini analiz etmiş ve eklemiş, “İnsanlar bizim kasabada bile çocukluk obezitesi değerlerinin ulusal ortalamaya göre yüksek olduğuna çok şaşırdılar”.

İnsanlar bir çocuğun obezmi yoksa fazla kilolumu olduğunu değerlendirmenin ne kadar zor olduğunu anlamıyor çünkü gittikçe daha büyük çocuklara alıştık.

Araba Güvenliği

rf_toddlerAraba koltuğu bebeğiniz doğmadn önce gerçekten ihtiyaç duyacağınız bir ekipmndır. Bebeğinizin yaşı ve kilosu için doğru araba koltuğunu seçmek çok önemlidir. İyice yerleştirildiğinden emin olun.  Arabanıza mükemmel şekilde yerleşmeyecek veya kemerle bağlanması zor görünen bir araba koltuğu almayın. Bazı koltuklar bazı araba modellerinde diğerlerinden daha iyi çalışır. Koltuk, kemer tarafından iyice sarılmalı ve yanlardan çok az harekete izin vermelidir. Yerinden oynuyorsa güvenli değildir.

Neden ters yönlü araba koltuğu?

Bebeklerin ve yenidoğanların arabada ters yönlü araba koltuğunda gitmeleri gerektiği çok bilinen bir gerçektir. Ebeveynlerin sorduğu en sık sorulardan biri “Ne zaman çocuğum düz oturabilir?” En ortak kabul edilen cevap ise çocuğu en azından 1 yaş ve 9 kg olana kadar ters yönlü araba koltuğuna oturtmaktır. Bazen ebeveynler bebekleri 9 kg’a ulaşmadan yüzlerini öne çevirmek isterler ama bu tehlikelidir ve bir kazada omurilik problemlerine yol açabilir. Bir çocuk için ters yönlü oturması 5 kat daha güvenlidir. Aslında, çocuğu mümkün olduğunca ters oturtmak tercih edilmelidir. İsveç gibi ülkelerde, çocuklar çoğu zaman 3-4 yaşına kadar ters-yönlü oturtulur. Bu, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında kazalarda daha az yaralanan veya ölen çocuk sayısı ile sonuçlanmış. Diğerlerinin arasında Amerikan Pediatri Akademisi ve İngiliz Tıp Dergisi ebeveynlere çocukları mümkün olduğunca ters-yönlü oturtmalarını tavsiye etmektedir.  Amerikan Pediatri Akademisi aynı zamanda “ideal koruma için, kilo sınırları içinde olduğu sürece kilo sınırına gelene kadar kafa uzunluğu koltuğun tepesine yetişmediği sürece ters yönlü oturtulmasını” da tavsiye ediyor.

Önden çarpışmalar en tehlikeli çarpışmalardır. Bir çocuğun anatomisi bir yetişkininkinden çok belirgin bir şekilde farklıdır ve bu çocuğu bazı ciddi yaralanmalar açısından daha fazla riske atar. Çocuk düz oturduğunda ve önden bir çarpışma olduğunda çocuk öne doğru fırlatılır ve emniyet kemeri tarafından tutulur. Bu; boyun, omurga ve iç organlara stres bindirir. Kafa öne doğru fırladığında boyun tammiyle korunmasızdır. Bir çocuğun omurgası hala gelişmektedir ve bir çok kıkırdakla hala yumuşaktır. Böylece boyun, bir araba kazasında maruz kaldığı büyük güçle incinebilir durumdadır (düz oturulan bir koltukda boyun 300-320 kg’a eşit bir güce maruz kalmaktadır; ters oturan bir koltukda bu 50 kg’a eşittir) ve o kadar esneyebilirki omurga çatlayabilir. Emniyet kemeri altında göğüs kafesi de aynı zamanda yumuşaktır ve kaburgalar çatlamakdan çok bükülecektir. Hatta iç organlar hasar alabilir.

Ters oturulan araba koltuğunda, çocuk arkaya doğru fırlatılır ve etkinin gücü koltuğun arka tarafına dağıtılır. Boyun, omurga ve iç organlar gücün stresine maruz kalmaz ve böylece korunurlar.

Çocuğu ters-oturtmamak için nedenler var mı?

Tersden oturulan araba koltukları önden çarpışmalar kadar arkadan çarpışmalarda verimli değildir, ama önden ve yandan darbeler dah sık oluşmaktadır ve arkadan vurulan kazalardaki ağırlığa göre çok daha ağır kazalar olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı, ters oturma seyahatin en güvenli yoludur.

Birçok ebeveyn büyüyen çocuğun daha uzun bacakları arka koltuğa çarpacağından endişelidir.  Ters yönlü araba koltukları sadece çocuğun bacakları dizlerinden bükülecek diye veya koltuğa çarpacak diye güvenlik riski içermez.

Akne

acneBir çok yetişkin için akne; o garip ergen yıllarda olan ve sonra geçip giden birşey olmaması üzücü bir gerçektir. Ergenlikten sonra ve tüm hormonal senelerde cildi cezalandırabilir. Bir çok yetişkin hamilelik gibi hormonal dönemlerde aknenin döndüğünü görmüşlerdir. Diğerleri ergenlikte olduğu kadar dramatik olmasa da tamamen hiç gitmediğini görmüşlerdir. Bu durum kendinizi çok kötü hissetmenize neden olabilir ve özgüveninizde ve sosyal hayatınızda bir oyuk yaratabilir. Bu durum, biryerde gördüğünüz veya tavsiye edilen “mucize” bir ürünü kullandıktan sonra  bununla da çözüm bulmazsa daha da kötüleşir. “Mucize” çoğu zaman pazarlamadır.. buna kapılmazlarsa bir “mucize” olur gibi bir mucize yani. Çoğu popüler akne tedavilerinin problemi daha da kötüleştirmesi ve kötü kimyasallarla paketlendiklerinden dolayı sağlığınızı tümden kötü etkilemeleri gerçeği daha da üzücüdür. Neden farklı bir şey deneyip akneden birkerede ve tamamen kurtulmak için doğal yolları denemiyorsunuz ?

Akne için Doğal Çözümler – Sağlıklı bir diyet : Sağlıklı bir diyet akne için yapabileceğiniz en iyi şeydir. Cildiniz bir organdır ve bir organ sağlıksızsa onu başta neyin sağlıksız yaptığını düşünmeniz gerekir. Cildimiz vücudumuzdan toksinleri elemek için kullanılır. Toksinler cildimize ne yapıyor ve oraya nasıl gidiyor? Şeker, akneden muzdaripler için katastrofiktir. Cilde, akneyi daha da kötü yapan iltihap reaksiyonuna neden olduğu kanıtlanmıştır. Diyetinizdeki şekeri azaltın veya en iyisi tamamen çıkartın ve cildinizde BÜYÜK bir fark göreceksiniz. Şekerden kurtulmanın yanında, sebze ve meyvelerden oluşan çeşitli taze yiyecekler yiyin. Sisteminize bu yiyeceklerdeki en çok antioksidan gücünü almak için renkli çeşitleri tercih edin. Çiğ yiyecekler, yeşil meyve suları ve yeşil smoothies sağlıklı bir cilt için harikalar yaratır. Süt ürünlerini azaltmak da akne özelinde cildinizde büyük değişiklikler görülür. Bir çok uzman vejeteryan bir diyetin akneden uzak bir cilt için en iyi çözüm olduğunu söyler. Bir çok vejeteryan bunun doğru olduğuna yemin ediyor ve kanıtlamak için sağlıklı ciltlere sahipler. Daha az et yemek ve eti hayatından çıkarmak, süt ürünlerini azaltmak ve kafein almamak harika ilk adımlardır. Ve çikolata tek başına akneye neden olmazken, akneyi daha kötüleştirebilecek kafein içermektedir. Tam tahıllar vücudunuza ihtiyacınız olan lifi sağlayacaktır ve toksinlerden arınmanıza ve sisteminizin düzgün çalışmasına yardım edecektir. Su içmek de aynıdır. Akne içi doğal tarifleri :
Yeşil Çay: Semptomlarınızı rahatlatmaya tardımcı olmak için cildinize direk yeşil çay uygulayabilirsiniz. Yeşil çay kremleri de piyasada mevcut, fakat daha ucuz ve kolay bir yol arıyorsanız, yeşil çay poşetlerini sıcak suya bastırıp sonra direk aknelerinize uygulayabilirsiniz.
Yumurta Beyazı : Yumurta beyazlarını maske olarak yüzünüze uygulamak akneyi tedavi için güzel bir yöntemdir ve gözeneklerinizi hemen kapatır. Bununla beraber, akne yüzünden yüzünüzde olan kırmızılıktn kurtarır ve daha önceki sivilcelenmelerden kalan lekelenmeleri azaltır.
Çay Ağacı Yağı: Birçok insan aknenin nedenleri ve tedavisi konusunda aynı düşünmezken hemen herkes bunun bir çeşit enfeksiyon olduğunu kabul etmektedir. Ve çay ağacı yağı uzun zamandır bakteri öldürücü ve cilt enfeksiyonlarını giderici özelliği ile doğal olarak kullanılmaktadır. Çinko bağışıklık sisteminizi güçlendirmenize yardım eder böylece daha çabuk iyileşebilir ve akneden kurtulabilir. Vejeteryanlar için iyi kaynaklar süt ürünleri, fasulye ve mercimek, maya, fındık,  çekirdek ve tam tahıllı gevrekleri içeriyor. Balkabağı tohumları çinkonun en konsantre vejeteryan gıda kaynaklarından biridir. Vejeteryanlar süt ürünlerini de görmezden gelebilirler. Doğal akne tedavilerinin kesinlikle en iyi tarafı cildinizin genel kalitesini zarar vermeden veya geleneksel ürünlerin yaptığı gibi kurutmdan iyileştirir. Çoğunun hiç yan etkisi yoktur ve güvenlidir. Makyajdan kaçınmak da önemli bir basamaktır. Cildinizin tasarlandığı gibi toksinleri elemeye ihtiyacı vardır. Gözeneklerimizi makyajla ve yağla tıkadığımızda, işini yapamaz ve hiddetle protesto eder. Son olarak, stres büyük akne patlamalarına yol açabilir. Yoksa neden bir gelin büyük günden önce sivilceler içinde kalır ki? Stres seviyelerinizi düşük tutmak için meditasyon veya yogayı deneyin. Bu sadece akne semptomlarınıza değil genel sağlığınıza da iyi gelecektir. Stres olduğumda doğa seslerinin olduğu cd’mi dinlemeyi çok severim,  yeni doğum yaptığımda çok işime yaramıştı. Akne çok kötü olabilir ama yukardaki önerileri kullanarak ve bir atak planı başlatarak gelişme görebilirsiniz. Diyeti ilk silahınız olarak kullanın, stresi azaltın ve gerekirse birkaç doğal yöntem kullanın ve çok yakında cildinizin genel sağlığında bir farklılık göreceksiniz.

Dahiliğin Sırrı : Anne Sütü

Bugün Ntvmsnbc’de yayınlanan bir haber var. Çok ilgimi çekti.

Anne sütünün bebek için en önemli gıda olduğunu vurgulayan uzmanlar, dahilerin, bir ile 2 yaş arasında anne sütü alan bebekler arasından çıktığını söylüyor.

Yazının devamı için bu linke tıklayabilirsiniz.

Beyin Çalıştırıcı oyunlar IQ’yu yükseltmiyor.

brainBir araştırma üzerine online yayınlanan Nature dergisinde yayınlanan bir yazıya göre, beyninizi çalıştırmak için tasarlanmış bilgisayar oyunları ve web sayfaları muhtemelen sizi daha akıllı yapmayacaktır.

18-60 yaş arası 11.000′den fazla insan üzerinde yapılan araştırmada beyin çalıştırmanın sepsifik görevlerde insanları daha başarılı yapmaya yardım ederken, hafızayı güçlendirmediği veya  daha zeki yapmadığı ortaya çıktı.

6 haftalık eğitimden sonra “insanlar hala genel bir etki görmüyorlardı” diyor araştırmanın yazarı ve araştırmacı Jessica Grahn.

Grahn diyor ki; “6 hafta boyunca Internet’te takılan grupla, beyin çalıştırn grup arasında hiç fark yoktu.

Araştırma, birçok beyin çalıştırıcı oyun ve web sayfasının gerçekten bir fark yaratıp yaratmadığına dair ilk teşebbüstü. Nintendo’nun Brain Age’i gibi oyunlar 10′larca milyon kopya satıldı ve yapımcılarına yüzlerce milyon gelir kazandırdı. Çoğu eğlence için satılıyor ve zihin fonksiyonlarını geliştirici bir etkisi olduğuna dair bir iddiaları yok.

Grahn diyor ki, oyunları ve programları test etme fikri bir BBC televizyon programından gelmiş ve ekliyor “Bize yaklaştılar ve bize bunu test etmenin bilimsel bir yolunu geliştirmemize yardım eder misiniz? dediler”.

Hafıza ve Muhakeme Gelişmedi

Sonunda Grahn ve bir araştırmacı takım hemen herkese açık bir beyin çalıştırıcı web sayfası ile işe başladı.

Katılanların hepsi IQ ve hafıza ölçer standart testlerden yaptılar.

Sonra insanlar gelişigüzel üç gruptan birine atandı: birinci grup ticari beyin çalıştırıcı oyunlardan oynayan grup; ikincisi aratırmacılar tarafından tasarlanan beyin egzersizlerini yapan grup; ve Web’deki gerçekleri takip edecek bir kontrol grubu.

Beyin çalıştırm gruplarındaki insanlar haftada en az 3 kez 10 dakikalarını, havaalanında bir X-Ray tarayıcısını izleyen güvenlikmiş gibi geçirmeleri gerekti. Fikir tarayıcının içindeki çantaları verilen herhangi bir zamanda bilmekti.

6 hafta çalışmadan sonra, Grahn diyor ki, insanlar tarayıcıda kaç tane çanta olduğu gibi görevlerde gerçekten iyi hale geldiler. Fakat genel hafıza ve muhakeme üzerine puanları değişmedi.

“Bu sürpriz değil” diyor, New York Mount Sinai Tıp Merkezi’nde hafıza araştırmacısı Matthew Shapiro.

“Bilgisayarla oynamak veya bilgisayarla test yapmanın yeteneklerinizde sihirsel bir değişim sağlamasını beklememelisiniz” diye de ekliyor.

Çabanın Seviyesi Fark Yaratabilir

Fakat sonucun negatif olabileceğini çünkü insanların beyinlerini çalıştırırken çok fazla çaba göstermediklerini de ekliyor.

“Daha özenli çalışma farklı sonuçlar doğurabilir” diyor.

“Fakat araştırmadaki sonuçlardaki eksiklik, beyin çalıştırıcı programları satın alan insanlar arasında biraz hayal kırıklığına sahip olacaktır.” diyor bir zamanlar Nintendo’yu beyin geliştirici oyunu ile tavsiye eden Güney Kalifornia Üniversitesinden Elizabeth Zelinski.

“Bu çalışmayı yapan insanlar daha akıllı olmak istiyor” diyor ve ekliyor “Daha iyi hatırlamak istiyorlar.”

Zelinski, “Bunu yapmanın kesin bir yolu yok” diyor. “Yani beyinlerini geliştirmek isteyen insanlar kendilerini gerçekten zorlayan ve ödüllendiren birşeyler seçmeliler, ve IQ’larını yükseltmeyi veya Alzheimer’dan korunmayı beklememeliler” diye ekliyor.

“Kişisel olarak ben piyano çalmayı öğreniyorum” diyor.

Anne Sütünde bulunan bir madde 40 Çeşit Kanser Hücresini Öldürüyor

PloS One Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre, İsveçli araştırmacılar anne sütünde bulunan bir maddenin kanser hücrelerini öldürmeye yeteneği olduğunu keşfetmişler. HAMLET (Tümör hücrelerine ölümcül olan İnsan Alpa-lactalbumin) olarak bilinen madde yıllar önce keşfedilmiş, fakat insanlar üzerinde çok yakında test edilmiş. Lund Üniversitesinde yürütülen bir denemede, mesane kanserinden çeken hastalar HAMLET’le tedavi edilmişler. Her tedaviden sonra, hastalar idrarlarıyla ölü kanser hücreleri boşaltmış ve sağlıklı hücreler kalmış. En yeni laboratuvar deneyleri göstermiş ki HAMLET’in 40 çeşit kanser hücresini öldürme yeteneği var, fakat bu insanlar üzerinde yapılan ilk test. Bir sonraki aşama maddeyi cilt kanseri ve beyin tümörleri üzerinde denemek. Deneme atılımı, HAMLET’in gelecekte kanser tedavisi için bir ilaç olark kullanılacağına dair umutları yükseltmektedir.

Pepsi okullardan çekiliyor.. Ya Coca Cola?

Pepsi (PEP) okullardan çekiliyor. En azından, para atılan makineleri. Abur cubur ve içecek devi Pepsico bu hafta Amerikan okullarındaki para atılan makinelerden şekerli içeceklerini çekeceğini açıkladı. Bu takipçilerin Coca Cola’ya aynısını yapması konusunda seslenmesini sağlamıştır.

Bu hareketle alkolsüz içecek devi, Başkanın eşinin çocukluk obezitesindeki savaşında ön sırayı alan bir çok yiyecek şirketinden biri olmuştur.  Michelle Obama’nın, en genç Amerikan jenerasyonundaki daha sağlıklı yemek alışkanlıklarını destekleyici çabaları tarafından yöneltilen en üstteki hedefler Kraft (KFT), Unilever (UL) ve General Mills (GIS) gibi büyük markalardır.

Bu hareket Pepsi’nin ana noktalarını zedeleyecek mi? Ve daha da önemlisi, gerçekten çocukluk yemek alışkanlıklarını geliştirecek mi? Büyük ihtimalle iki sorunun da cevabı “hayır” olacaktır.

Pepsi, şekerli içeceklerini okullarda 2006′da satmaya başladı. O zamandan beri, Pepsi satışlarında veya kazancında bir artış görmedi. Bu bütün alkolsüz içecek endüstrisi için geçerli. Asitli içecek tüketimi 2008′de %1 artarken – geçen sene Amerika’da %3 oranında düştü.

Yani 2012′ye kadar 200′den fazla ülkedeki dağıtımlarını değiştirme planlarıyla makinelerini geri çekmek Pepsi için çok da önemli bir hareket değil.

Peki Pepsi bu hareketi gönüllü yaparak ne kazanıyor? Basının gönlünü almak için mi.

Bir çok firma ekolojik olmaya giderken (Koka Cola CO2 seyyar makineleri ile ekolojik oldu), sağlıklı olmak iyi bir vatandaş olarak kendini tanımlamak için önemli bir faktördür. Hiç bir firma alıcılarına kendi markalarını es geçmeleri için başka bir neden vermek istemiyor.

Gezegene Birşey Olmaz.

earth-planetBenim endişelendiğim insan ırkı

Eğer dünyadaki her güvenilir bilim adamının inandığı gibi küresel ısınma devam ederse, gezegendeki bir çok canlının sert bir dayak yiyeceği kesindir, ama gezegene birşey olmaz… biz gittikten çok sonra bile o burda olacaktır. İnsanlar ve hayvanlar için mutlu son olmayabilir ve ben son zamanlarda bunları baya çok düşünür oldum.

Çevresel hareketin mesajını bence değiştirmeliyiz.

Hala küresel ısınme getirebileceği onca problemi üzerimizde bir oyun sanan milyonlarca insan var.. bunu kimin yaptığına emin değilim. İnsanlar hala
A. bunun olmadığını
B. gezegenin kendini kurtaracak bir yöntem bulacağını düşünüyor.

A. için sanırım tek yapmaları gereken gerçekten olduğuna ve sadece efsanevi ve belki olabilecek birşey olmadığına dair bilimsel raporları okumalarıdır.
B için gezegenin bu problemi düzeltmek ve küresel ısınmadan kurtulmak için bir yol bulup problemden kurtulacaklarına ki o problem biziz,  %100 katılıyorum. Problem biziz. Biz yaratıyoruz bu sorunu. Karbondioksid emisyonları, arabalarımız, kömür, dünyanın madenlerini çıkarmamız, okyanuslarımızın üzerindeki kirliliğimiz, toksik tortulu suyolları ve inatçı plastikler, doğal ormanlar ve çevre üzerindeki saygısızlığımızla sayısız saldırılarla çevre üzerinde çok tehlikeli oyunlar oynuyoruz. Fakat insanlar endişeli olması gerekirken değil ve bu insanoğlunun hata yapmaz olduğuna ve bilim adamlarının yıllardır bahsettiği hasarı asla yapamayacağına inandığındandır. Yani sanırım verilen mesajı insan özeline göre değiştirmemiz gereklidir.

Çevrenin zarar gördüğünü insanlara söylemek, kimsenin fikrini değiştirmiyor gibi görünüyor. Su kaynaklarının tehlikede olduğunu söylemek kimsenin umrunda değil. Bu nedenle küresel ısınma ile bile gezegenimize birşey olmayacağını kabul etmek durumundayız, sadece biz artık buralarda olmayacağız. Belki o zaman insanlar kendi hareketlerine dikkat edip üstlerine düşen küçük görevleri yapmaya başlayacaklardır. Eğer hayvanlar, yağmur ormanları ve kutup ayıları üzerine ısrarla gitmeyi bırakır ve insanların kendi aileleri, çocukları, anne babaları ve sonraki nesilleri üzerine konsantre olmaya başlarsak, dikkatlerini çekebiliriz.

İnsanlar teknolojinin bizi kurtaracağını söylerken, petrol fiyatlarının yükselişini bir tarafa bırakabilirsiniz. Teknoloji bizi kurtarırken sel sularının Manhattan’ı işgal edeceğini bir tarafa bırakabilirsiniz. İnsanlar paralarının yetmeyeceğini söylerken, bir hibrid araç almayı da bir tarafa bırakabilirsiniz. Bunların hiçbiri inkar eden muhalifler için farketmez, çünkü bu konuda endişelenmezler.  Bizler; bunun için veya şunun için ilaca ihtiyacımız olduğunu söyleyen her kozmetik ve ilaç reklamına bakıp kanarken, sihirli bir ilacın gelip insanlığı kurtaracağını düşünüyorlar. Birisi bizi kurtaracak, o zaman neden endişelenelim?

Onlara eğer kimse bizi kurtarmazsa ne olacağını sorun. Onlara; eğer ailelerinden herhangi bir gelecek nesilin bizim bıraktığımız korkunç bir dünyada yaşamlarını önemsiyorlar mı bir sorun. Onlara neden bize verilen tek gezegeni korumamızın kötü birşey olduğunu sorun. Daha kişisel yapın. Ki daha çok katılımcı olabilsinler. Soyut bir bakış açısından, ortalama insan dünyayı kendisinden çok daha büyük ve güçlü görmektedir… öyleki bizim yardımımız olmadan kendisini kurtarabilecek bir güçte. Ve evet kurtaracaktır.. bizden kurtularak.

Öyleyse şansınız olduğu zaman, mesajı değiştirin. Bence bu küresel ısınmanın olduğuna inanmayan onca insana ulaşmanın bir yolu, çünkü kimse kendi özel hayatına bir dayatma olarak görmüyor. Bu değişmeli ve sonunda dünya sonunda bu problemi çözmeden bir an önce değişse iyi olur.

Ve eğer bu yazyı sevdiyseniz ve birilerinin daha okumaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız, başkalarına da iletin. Maksat mesaj dağılsın.

İklim Değişikliğinin Etkileri Çocuklar İçin Daha Kötü

Geçen hafta, (APA) Amerikan Pediatri Akademisi; özellikle çocukların iklim değişikliklerinin etkileri nedeniyle riskde olduklarını açıklayan bir rapor yayınladı. Vücutları daha küçük ve bağışıklık sistemleri gelişme döneminde oldukları için küçük çocukların ısı, toksin v.s’ye karşı daha duyarlı olduklarını düşünürsek bu haber çok şaşırtıcı değil. Çocuklar büyüklerden daha savunmasızlar ve şimdi APA doktorlara, özellikle Amerika’da sürdürülebilir çalışmalar modellemek için önayak olmalarını rica ediyor.

APA’nın raporuna göre,

İklim değişikliğinin tahmin edilen direk sağlık sonuçları, doğal afetler ve ekstrem hava olaylarından kaynaklanan yaralanma ve ölümleri, iklim-duyarlı enfeksiyon hastalıklarında artışları, hava-kirliliği bağlantılı hastalıklarda artışları ve daha çok sıcak- bağıntılı muhtemel ölümcül hastalıkları içermektedir.

Özellikle, APA böceklerin neden olduğu sıtma, solunum yolu hastalıkları ve ısı-bağıntılı hastalıkların en genç popülasyon için ölümleri artıracağını belirtmiş. Yaşamaya elverişsiz bölgelerden olan büyük göçler de olasıdır ve bu da çocukların sağlığını etkileyecektir. Bunun dışında, raporda:

  • Hava kirliliği çocukların ciğerlerine daha çok zarar verirken, astım ve solunum rahatsızlıklarına neden olur, çünkü akciğerleri hala gelişmektedir, daha yüksek değerde nefes almakta ve daha çok dış mekanda bulunmaktadırlar.
  • İshal ve diğer mide-bağırsak problemleri gibi su ile taşınan enfeksiyonlar, özellikle çocukları ağır vurmaktadır. Bu enfeksiyonlar daha çok yağmurla artar ki bu da iklim ısınması oldukça beklemen birşeydir.
  • Böcekler daha yükseklere çıkabiliyorken, sıtma bölgeleri genişliyor. Çocuklar özellikle savunmasız; sıtma ölümlerinin %75′i, 5 yaş altı çocuklardan olmaktadır.

İklim değişimi çevresel bir konu değil, bir halk sağlığı konusudur. Pediatristler ve ebeveynlerin birbirlerini eğitme ve iklim değişikliği konusundaki etkilerini azaltma konusunda bir sorumluluğu vardır. Eğer çocuklar geleceğimizse ve iklim değişikliği oluyorsa, o zaman çocuklarımızın etkilerinden güvenli ve sağlıklı olduğuna emin olmamız gerekiyor. Çocuklarımızın geleceği bizim sorumluluğumuz.