Monthly Archives: November 2009

Masanın altında

tableÇocukken mutfak masasının altında vakit geçirmeyi çok severdim. “Under the Table and Dreaming” (Masanın altında ve hayal kuruyorum) diye bir albüm var bu duyguyu anlattığını düşünürüm. İlkokul’da en yakın arkadaşım Pınar’la mutfak masasının altına yiyecek sandviç gibi atıştırmalıklar götürüp yastıkları doldurup, kitap okuyup oyun oynar, kıkırdar ve uzak diyarlarda olduğumuzun hayalini kurardık. Hala uzak diyarların hayalini kurmaya devam ediyorum.

Flickr’da “Under the Kitchen Table” diye insanların masanın altına girmekten hoşlanan çocuklarının fotoğraflarını paylaştığı bir galeri ile karşılaştım. Bu hayalperest aktivitenin hala devam etmesinden ve çocukların bu zaman geçirme yerinin hala favori olmasından çok hoşlandım. Eski nevresim ve yatak örtülerini şimdi kızımın mutfak masasının altını keşfedip kendisine barınak yapmak isteyeceği gün için saklıyorum. Hiç bir şey satın almanız gerekmiyor, hiç karbon ayak izi çıkarmıyorsunuz, sadece bir dünya olasılıkla bir parça saf mobilyanın altında güzel gerçekçi eğlence.

Bezsiz Bebekler Dünyayı Kurtarmaya Yardım Edecek

Bebek Bezleri ve Bebekler elele yürür gibidir, veya bezle birlikte tamam olurlar, fakat yakın zamanda, ekonomik durgunluğun getirdiği finansal problemler ve daha çok insanın dünyayı korumak ve çöp yığınları oluşturmayı durdurmaya yardım etme istekleri yüzünden bezsiz bebek kavramı ele geçirmeye başlandı. Hatta artık yeniden kullanılabilir, ekoloji dostu kumaş bebek bezleri tuvalet alışkanlığı kazandırılmaya çalışılan bebek konseptine koltuk çıkmaktalar. Bezsiz bebek yetiştirme fikri beni büyülüyor ve açıkça görülüyorki eğer bu çaba global olsa muazzam büyüklükte bir çöp yığınından kurtulacağız. Bana çok gizemli görünüyor ama siza “Diaper Free Baby” ve “The mommy Files”‘da okuduklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Bebek bezleri herkes için ekonomik bir külfet, ve tuvalet alışkanlığı  yolunda elimizden geleni yapıyoruz ve yukarda bahsettiğim kaynaklara göre bebeğinizi tuvalet alışkanlığı için 6 aylıktan daha küçük hazırlamaya başlayabilirsiniz. Bebekler aslında tuvaletini doğar doğmaz tuvalete yapabilir biz önce bir beze yapması için alıştırıyoruz, sonra o bezden kurtartmak için alıştırmaya çalışıyoruz. Bebekler dikkat edin ilk aylarında altı ıslak veya kirli ise rahatsız olup ağlarken buna alıştıklarında artık problem etmemeye başlıyorlar. Bu konuda ne kadar çok öğrenirsek, bebeklerimizin tuvalet alışkanlığını da gezegene yardım için o kadar uygulabiliriz.

Evin kedisi’nin bu konuda çok güzel bir yazısı var.

Pamuklu Bezlerle ilgili pratikanne’nin çok güzel bir videosu var.
Baby Neo’nun pamuklu bebek bezleri için buraya tıklayabilirsiniz.

Calpol, Etiketinin Arkasında!!!

Grip mevsimi önümüzde ama bu pembe yapışkan, doktorların ve anne babaların taptığı grip kürü sıvıyı kullanmadan önce birkez daha düşünün…

Pratik olarak düşündüğümüzde domuz gribi semptomları ve tedavisi mevsimsel gripinkinden farklı değil. Ve normal çocuklar da daha fazla riskde değil ama başındaki domuz kelimesi anne babaları medya tarafından tutuşturulan bir panik’e sokuyor ve her zamankinden daha çaresiz hissettiriyor.

Calpol; tartışmasızca ebeveynler tarafından ve tuhaf bir şekilde doktorlar tarafından kabul edilmiş – çocuğunuza her ne olsa çare bulan mucizevi pembe yapışkan bir ürün. Calpol; domuz gribi için bir çare değil ama ortalıkta dönen konuşmalar sanki bunun tam tersini söylüyor.

“Yapabileceğimiz birşey yok, Calpol’ü vericez ve durumunu gözetimde tutucaz.”

“Doktorunu aradım, bana Calpol ver dedi, sonra da sabah tekrar aramamı söyledi.”

“Sabah Tamiflu’yla birlikte Calpol de vermemizi söylediler.”

İngiltere’de çocuk ilaçları piyasası yıllık 137 milyon £ değerinde olmuş ve önümüzdeki 5 yıl içinde bunun 20 milyon£ daha büyümesi öngörülüyormuş.

Hastalık Endüstrisi
Calpol, çocuk ilaçlarında birinci sırada satılan, “ilaç ve ateş” marketinin % 70′ini yöneten ve çocukların yarısının kullandığı bir ilaç.

Bu yüce pozisyonla, eski üreticileri Pfizer’a göre (ilaç şu an İngiliz markası McNeil Healthcare tarafından satılıyor) Calpol, 21. yüzyıl ailelerinin değişen ihtiyaçlarını karşılayan bir sorumluluğa sahiptir.

Endişelendiren Araştırma

Yani herkes için uygun birşey var değil mi? Ve ateşi düşürüp, anne babaya daha iyi bir gece uykusu veriyorsa ne zararı olabilir ki?
2008 sonlarında The Lancet (medikal gazete) bir araştırma yayınlamış ve birçok anne babanın Calpol’ün zararsızlığı üzerine inancını tekrar gözden geçirmesine neden oldu. 200.000 çocuk üzerinden aldıkları verileri analiz eden araştırmacılar bebekken parasetamole maruz kalınmasıyla, 6-7 yaşında astım, egzema ve diğer alerjileri geliştirmelerinde güçlü ilişkiler bulmuşlar.

Hayatının ilk yılında bu ilacı kullanmak 6-7 yaşlarında bahar nezleri ve egzema gelişmesi riskini %35 ile % 48 oranında artırdığı bulunmuştur.

Hayatının ilk yıllarında bir çocuk ne kadar parasetamol alırsa risk o kadar yükseliyor.  Ayda bir kere parasetamol bazlı ilaç alan 12 ay altı çocuklar 6-7 yaşlarında hırıltı atakları geliştirme ihtimalleri 3 kat artıyor. Araştırmacılar parasetamolün artan kullanımı  – çocuklara daha önce  aspirin vermekten kaynaklanan korkular yüzünden – bir çok ülkedeki astım oranlarının artmasında bir faktör olabilir.

Ateş Fobia

Problem şu ki kullanımı o kadar yaygın ve herşey için herkes tarafından tavsiye ediliyor ki Calpol’ü ilaç olarak düşünmemeye başlıyoruz. Anne babalar Calpol kullanımında düşünerek veya idareli kullanmaya cesaretlendirilmiyor.

Veya parasetamol gibi ilaçlarla müdahale edilen hastalıkların temel mekanizmalarını anlamaya da çalışmıyorlar. Genel olarak ebevenylerin ateş fobileri biran önce ele alınmalıdır.

Birçok doktor çocukluk hastalıklarının %95′inin kişisel sınırlı olduğunu söyleyecektir. Başka bir deyişle kendi kendine ve herhangi bir tıbbi müdahale gerektirmeden geçecektir. Tabii ki koruma sağlık bakımında önemli bir kısımdır, fakat her ihtimale karşı herhangi bir klinik tanı olmadan verilen ilaç semptomları daha kötü yapabilir ve tamamen yeni daha uğraştırıcı yan etkiler oluşturabilir.

Bu fikrin güzel örnekleri ateş, kulak ağrısı ve öksürük gibi çok görülen deneyimlerle doludur.

Ateş çoğu zaman bir enfeksiyon sırasında belirir. Çoğu zaman ateşi kötü birşey olarak düşünsek de, ateş vücudun iltihaba yanıtını güçlendirir, ve bağışıklık sisteminin belirli bileşenleri yüksek vücut sıcaklığında ideal çalışır. Ateş aynı zamanda yüksek derecelerde iyi büyüyemeyen mikropların büyümesini sınırlandırır.

Calpol gibi ilaçlarla ateşi baskılandırmak bu gerekli mekanizmaya zarar verir.

Çocuklar için, ateş çok önemli başka bir fonksiyona daha hizmet eder. Çocuklarımız gelişmiş bağışıklık sistemi ile doğmuyorlar ve ateş, bağışıklık sistemini ihtiyaç olduğunda cevap vermesi için aktive etmek ve eğitmek için bir yoldur. Bunun için, 39 C’ye kadar ateş çocuğunuz kasılmaya titremeye meyilli değilse bir aksiyona ihtiyaç duyulmaz.

Deri sıcaklığını düşürmekde, ılık süngerle pansumanın parasetamol kadar efektif olduğuna dair bir araştırma bile vardır.

Diğer İçerik

Calpol tabii ki sadece parasetamol içermiyor. Ürünü küçük çocuklara tadı hoş ve çekici kılan tatlandırıcılar, lezzetlendiriciler, koruyucular ve renklendiricilerden oluşan hakiki bir kokteyldir. Bu ek maddelerin içeriğinde pembe rengini vermek için çilek tatlandırıcısı ve carmoisine (E122- beklenen bir kanserojen -  Avusturya, Japonya, Norveç, İsveç ve Amerika’da yasaklandı.) bulunur. miktarlarda kullanıldığında başağrısı, susuzluk ve mide bulantısı yapar.), sorbitol (E420 – büyük miltarı mide rahatsızlığı yapar), paraben koruyucu methyl parahydroxybenzoate (E218 – allerjenik ve hormon bozucu olduğu öngörülür.), propyl parahydroxybenzoate (E216 – allerjenik ve hormon bozucu olduğu öngörülür.) ethyl parahydroxybenzoate (E214- hormon bozucu olduğu öngörülmüştür. – Fransa ve Avustralya’da yasaklandı.) ve kıvamlaştırıcı xanthan sakızı (E415- bilinen yan etkisi yok).

Çok enteresan bir E-Kokteyl olarak, Calpol’ün allerjik reaksiyonlar (deri kızarıklıkları ve zaman nezleri benzeri semptomlar), yorgunluk, beklenmedik kanama veya başağrısı, mide bulantısı gibi hassasiyetlere sebep olması sürpriz değildir.

Ateşi tedavi etmek için parasetamol kullanmak, vücudunun doğal ateşe karşı reaksiyonunu hastalığı yaratan virüsü öldürmesine engel olarak engellediği için  çocuğunuzun tekrar eden soğukalgınlığı yaşamasına ve tekrar tekrar infekte olmasına neden olabilir.

E122 ve E218 hiperaktiviteye yolaçabilir ve Hiperaktif Çocuklara Destek Grubu bunları ADHD benzeri hiperaktivite vakalarının gizemli ve ani nedenleri olarak tanımlamaktadır.

Neurofen daha mı iyi?

Peki Calprofen, çocukların neurofen süspansiyonu daha iyi bir opsiyon mu? Hayır değil. Nurofen’in satıcıları, İngiltere’nin en çok satan yetişkin ibuprofen’i, kutuların üstünde yan etkilerini sıralıyor:

Mide rahatsızlığı veya ağrısı, mide bulantısı, kanamalı veya kanamasız mide ülseri, kabızlık, astımın kötüleşmesi, açıklanamayan hırıltı veya nefes darlığı, karaciğer ve böbrek problemleri, başağrısı, başdönmesi, duyma rahatsızlığı ve çok nadir olarak ciltte kızarıklık, kaşıntı, soyulma, çabuk yaralanma ve yüzde şişme. Daha az dozda tatlı bir şurubun içine koyarak, mutlu bir bebek fotoğrafı ile güven vererek paketlemek, çocuğunuzu yan etkilere karşı korumaya yetmez.

Amerika’da 2003 yılında orta derecelibir ateş yüzünden verilen ibuprofen sonrasında 11 yaşında bir kız Stevens Johnson hastalığına – ciddi mide-barsak problemleri, körlük ve ölüme yol açabilen kötü bir enfeksiyonhastalığı- yakalandığında  endişeler arttı.

2008′de bir sağlık jürisinin kararına göre üretici Johnson&Johnson’ın etiketin üstüne Stevens-Johnson sendromu riskini yazarak uyarmamasına rağmen kızın körlüğü yüzünden üreticilerin sorumlu tutulamayacağı söylenmiştir.

Yine de Stevens Johnson sendromu kuruluşu hala ibuprofenle ilgli SJS nin geçtiğimiz yıllarda artışda olduğunu iddia ediyor.

Bekle ve Gör

Bakımın tıbbi modeli aksiyona bağlıdır. Tek taraflı kararlılıkla mikropları sürdürür ve semptomları baskılar. Çocuklara nasıl bakılacağını öğrenirken, ebeveynlerin bu modeli ele alması önerilir.

“Bekle ve gör” fikri hala çok yaygın değildir ve bu fikre yönlendirilmez. Sürpriz olmayarak, bekle ve göre yaklaşımına zıt medikal kompozisyonlarda karşılaşıldığında ve medya tarafında domuz gribi şeyler hakkında kör panik yaratıldığında birçok ebeveyn sıraya girer. Calpol aksi ispatlanana kadar herkes tarafından kabul edilir ve uygulanır.

Sağlık açısından bilinçli olmak her zaman etrafda muhtemelen bir virüs olduğunu bilmek demektir. Her an her zaman etrafımızda virüs ve bakteriler vardır.

Grip veya kızamık yapan o virüs belki sizin veya çocuğunuzun vücudunda şu an. Ama hasta olmuyorsunuz çünkü bağışıklık sisteminiz düzgün çalışıyor. Çocuğunuzu bu tip şeylere duyarlı yapan şeyler -  allerjiler, çökmüş bağışıklık sistemi, diyet, uykusuzluk, ruhsal stres – asıl problemlerdir ve enfeksiyonlara duyarlı olunmasında ve iyileşme sürecinde önemli rol oynarlar.

Bu tip şeyleri Calpol’e uzanmadan düşünmek, korunmanın en önemli yoludur ve sarılmalar, öpücükler ve sabırla birlikte grip türü hastalıklardan iyileşmenin en hızlı ve en güzel yoludur.

Kaynak: Ecologist

Maclaren Şemsiye Modelini Geri Çağırıyor.

maclarenEğer Maclaren Şemsiye pusetiniz varsa, hemen kullanmayı bırakın. Amerikan (CPSC) Ürün Güvenlik Komisyonu, bir İngiliz firması Maclaren yaklaşık 1 milyon puseti geri çağırdığını açıklarken böyle diyor.

Nedeni : Anne Babalar puseti katladığında, çocukların yanlara ellerinin sıkıştığı raporlanmış. Tam 12 adet parmak ucu kopması yaşanmış. Bu modeliniz varsa Maclaren’den destek noktası kapatıcıyı ücretsiz olarak edinebiliyormuşsunuz. Muhtemelen Maclaren’den bilgi alabilirsiniz.
Etkilenen modeller Volo, Triumph, Quest Sport, Quest Mod, Techno XT, TechnoXLR, Twin Triumph, Twin Techno ve Easy Traveller.

Bu modellerin hangileri Türkiye’de satılıyor araştırmasını yapamadım. Siz de varsa araştırmasını yapıp harekete geçebilirsiniz.
Başka bir link

Rwanda Plastik Torbaları Yasaklamış.

Bir Afrika ülkesi Rwanda. Rwanda Çevre Bakanlığı açıklama yapmış. Plastik poşetleri yasakladıklarına dair. Çevre Bakanı demiş ki: “Her plastik poşet kullanan şehirlerin temizlenmesi ile ilgili çevre koruma için suç işliyor. Herkes kağıt veya bez torba kullanmak zorunda.”

2004 yılında birgün Rwanda’da herkes işini gücünü bırakmış plastik poşet toplamış. Çevre Bakanı eklemiş: “Plastikle ilgili ciddi bir problem var. Nehirlerimizi denizlerimizi temiz tutmak için bunu yapmak zorundayız.”

İşte bu’dur. Rwanda kadar olamadık. Bu kadar zor mu. Bu plastiklerin başımıza ne kadar iş açacağını görmemek için kör olmak gerekiyor.. Herkes kendi çapında plastik kullanımını azaltmalı en azından. Bir Afrika ülkesi kadar ileri görüşlü olabileceğimizi düşünüyorum..

Haberin aslı için

Disney ve Baby Einstein

Disney Baby Einstein’ın zeka’yı geliştirmediğini kabul etti

Disney’in Baby Einstein konseptine çekilen anne babalar için, şirket 4 video’ya kadar paralarını iade edeceğini açıklamış. Geri ödemenin kaynağı  bu videolarla çocuklarının daha akıllı olacağına inanan anne babaların beklentilerini telafi etmek. UPI’ın ayrıntılı yazısı için tıklayın.
Bu link’de de karşıt kampanya var.
Herkes satın aldığı video’ları Disney’e geri göndersin. Aptal yerine konmak istemiyoruz.

Milupa, Hero Baby ve Sağra Ürünleri GDO’suz

Bazı bebek mamalarında GDO olabilir diye duyumlar aldıktan sonra Hero Baby ve Milupa’ya attığım maillere çok çabuk cevap aldım. İşte böyle olması gerekiyor bence..

Hero Baby ürünlerinde kesinlikle GDO’lu ürün olmadığını bunu zaten web sayfalarında belirttiklerini de söyledi.

Milupa da yine attığım maile

“Bizim tüm ürünlerimiz Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde üretiliyor.  Avrupa Birliği GDO içeren ürünlerin üretilmesini, pazarlanmasını ve satılmasını yasaklamıştır. Bu nedenle de bizim ürünlerimizde GDO lu bir hammadde veya bileşen kesinlikle bulunmamaktadır.

Milupa’nın web sitesinde Anasayfada “Milupa’dan  Haberler” bölümünde açıklamamızı bulabilirsiniz.”

şeklinde çok çabuk cevap verdi..

Sağra ise ürünlerinde kesinlikle GDO kullanmadığını “Fikir Sahibi Damaklar” grubunun sorusuna cevap vererek içimizi rahatlattı. Fakat Sağra ve Tadelle dışında GDO içermeyen çikolata bulmak zor gibi görünüyor. Sağra’nın, GDO’suz üretim yapmanın çok pahalı olduğu için ürünlerinin daha pahalı olduğundan biraz zor durumda olduğunu öğrendik. Biraz desteği hakediyorlar sanırım. Yine öğrendiğim ürünleri yazmaya devam edeceğim.

Yemiyorsak Sebebi Var : Soya!!!

gdo

Ben artık insanlara, organik gıda tüketmeleri gerektiğine dair hiçbir şey söylemiyorum. ‘Organik gıda ne zaman ucuzlayacak da, biz de yiyeceğiz?‘ diyenlere şu yanıtı veriyorum, ‘Asla! Çünkü organik gıdalar senin değer yargıların doğrultusunda asla ucuzlamayacak’. Organik gıda pahalı değil. Çünkü organik gıda o kadar zor üretilen, o kadar değerli bir ürün ki, 10 lira olması gerekirken, insanların bilgi ve alım gücü yetersizliği nedeniyle ben bu ürünü 2 liraya satabiliyorum. Muadili 50 kuruş. Maliyeti 10 kuruş ve o ürününü 50 kuruşa satıyor. Benim maliyetim 1,90 kuruş, 2 liraya satıyorum. Dolayısıyla tükettiğin konvansiyonel ürünlerin niteliğine ve tükettiğin miktara bak! Daha nitelikli ürünü daha az tüketerek yaşayabilirsin. Bir kilo elma yemek zorunda değilsin. İhtiyacın günde yarım elmadır. Elma, armut, ayva gibi yumuşak çekirdekli meyvelerden birinin yarısı, bir gün boyunca yeterlidir. Dünya, aslında tüm dünya nüfusunu ekolojik organik olarak doyuracak potansiyele sahip. Ama açgözlülüğü doyuramaz.
- Gürsel Tonbul *

Yemiyorsak sebebi var!

Biz sokaktaki insanlar, endişeliyiz ve öyle görünüyor ki, endişe etmek için ciddi sebebimiz var.

Çinliler’in 5000 yıldır hem gıda hem de tıbbi manada yararlandığı ve aslında mükemmel bir protein ve aminoasit kaynağı olan soya, bugün Batılılar tarafından bakliyattan ziyade yem ve yağ bitkisi olarak tanımlanıyor ve özellikle genetiği değiştirilmiş versiyonu ile ABD, Arjantin ve Brezilya’da muazzam miktarlarda üretiliyor.

Türkiye’nin bir yıllık soya üretimi 60-70bin ton civarında ve her yıl 1buçuk milyon ton soya ithal ediyoruz. Ticaret Odası raporları bu ithal edilen soyanın yağ ve hayvan yemi amaçlı kullanıldığını söylüyor.

Soya küspesi ithalatında ABD, Arjantin ve Brezilya‘nın payı %90′ın üzerinde. Yani satın aldığınız her çiflik balığının, kümes hayvanının, sığırın eti ile süt ve süt ürünlerinin arkasında ABD, Arjantin ya da Brezilya’dan alınmış soya olabilir, bu soya da pekala GDO’lu olabilir. İneğin yeminin nereden geldiğinin süt kutusunda yazmadığını düşünecek olursanız ya da kızınıza çorba yapmak için aldığınız tavuğun neyle beslendiğini markette kimsenin size anlatamayacağına göre… tüketici olarak tümüyle endişe edeceksiniz ve haklısınız. Endişe etmelisiniz.

Soya aynı zamanda lesitini ile de hazır gıda sektörünün göz bebeği. Bebek mamalarından krem peynire, gofretten ekmeğe, sakızdan margarine pek çok ürünün içeriğinde bulunan E 322 yani soya lesitini, aynı soya küspesi gibi, büyük üreticiler olan ABD, Arjantin ve Brezilya’dan ithal ediliyor…

Ve hiç biri kontrol edilemiyor, zira hepi topu üç laboratuarımız var bu konuda ve hiç biri gümrüklerimizde değil.

Endişelenmemek mümkün değil. Üzerinde “GDO’suz” ya da “organik” yazmadığı sürece çikolatadan ete, sütten ekmeğe herşeyin içerisinde ABD, Arjantin ya da Brezilya’da yetiştirilmiş GDO’lu soya olabilir. Dolayısıyla, etiket okuyacaksınız ve göreceksiniz ki her yerdeler: Soya unu, soya lesitini, soya proteini, isolate ve isoflavone, bitkisel yağ ve bitkisel protein (ve mısır unu, mısır nişastası, mısır yağı, mısır şurubu, fruktoz, dekstroz ve glukoz, modifye nişasta, kanola yağı ve pamuk yağı.. yani diğer endişelerimiz)

“Biz aslında GDO’lu ürün ithalatını yasakladık” diyorlar, biz de soruyoruz: “o halde adını neden yönetmelik koydunuz?”

“Binde 9 dünyaca kabul edilen standarttır” diyorlar, biz de soruyoruz: “o halde neden Fransa binde 1′e düşürmeye çalışıyor?

Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.

…ve diyoruz ki: bize katılın, GDO orucu tutun.

Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO’suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.
Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.
Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.
Onu gerçek gıdaya yatırın.

Fikir Sahibi Damaklar “Ne yersek o’yuz diyorlar”.

Hava Temizleyici (Andrea)

andreaAndrea, Matthieu Lehanneur & David Edwards tarafından dizayn edilen iç mekan bitkilerini kullanan hava temizleyicisini yakında satılığa çıkarıyor.

2 sene önceki genel dizayn değişikliğinden sonra, Andre; mükemmel verimliliği garantilemek için sıkı testlerden geçti ve sistemini dünyaya tanıttı. Andrea; formaldehid gibi toksik gazları canlı bitkilerin metabolik ve doğal emici  özellikleri ile evden ve ofis ortamından emmeyi başarabilen ödüllü bir hava filtresidir. Seni seviyoruz Andrea.

Andrea Web sayfası
Sayfasında görüldüğü gibi dünyanın heryerinden Le LaboShop aracılığı ile satın alabilirsiniz. Fiyatı da bence işlevine göre çok pahalı bir ürün değil.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!

gdo

Dünya dünya olalı  beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.

Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.

Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”
Diyorum ki, “benim kızım denek değil!”

Anneler! 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete’de sizi, ailenizi, çocuklarınızı çok yakından etkileyecek bir yönetmelik yayımlandı:

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile bunları içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” !

Şu andan itibaren market raflarına uzanıp da aldığınız herhangi bir ürün, çocukluğunuzda yediğiniz, yemeye alıştığınız gıda olmayacak. Çocuklarımıza “çocukken yediğimiz”i yedirme hakkımız, elimizden alındı. “Yerine koyduğumuz”sa, çocuklarımıza yüksek ihtimal daha fazla sağlık problemi olarak dönecek. Yeni doğanlarımızda daha fazla otizm göreceğiz. Yeni doğanlarımızın daha çoğu yaşamayacak. Çocuklarımızın çocuklarını görebilme ihtimalimiz, annelerimizinkinden daha düşük olacak

Aldığınız her ürünün etiketini okuyun. Her içeriği sorgulayın. Endüstriyel, hazır, paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Organik ürün tercih edin. Sertifikasyon sistemi mükemmel olmasa da, bu ürünler diğerlerinden pahalı görünse de gözünüze, düşünün ki gerçek gıdayı tanımlamanın henüz başka bir yolu yok. Gerçek gıda tüketin. Gerçek gıda tüketmemek çok daha pahalı, unutmayın. Çocuğunuza ne yedirdiğinizi ve neden diğerini yedirmediğinizi anlatın. Anlatın ki, o da kendini koruyabilsin.

Ve unutmayın: bugünün dünyası kazanç odaklı! Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne son kuruşuna kadar güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın. Düşünün ki raflardaki onca yapay ürün, onca niteliği düşük gıda siz satın almadığınızda karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek. Ve hayal edin, bir gün, eğer, çokuluslu şirketler fark ederlerse ki tüketici gerçek gıdaya yöneliyor, kimbilir, belki üretimlerini gözden bile geçirirler.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı
çocuklarımızın en temel hakkıdır!

Bu yönetmelik bizi kollayan bir yönetmelik değil.
Bu yönetmelik çokuluslu şirketlere toprağımızı, tohumumuzu sömürme yolu açan bir kapı.
Vatandaşını ticaretin, gerçek gıdayı GDO’nun önüne koyan bir yönetim arzuluyoruz.
Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
Yönetmeliği kaleme alan ve altını imzalayanlara bir çift sözümüz var:
“Oğul sadıklığın bu muydu? Valla kurda yedirdin beni!”

Fikir Sahibi Damaklar “Ne yersek o’yuz diyorlar”

Biz de “Fikir Sahibi Damaklar” ile birlikte ailecek GDO orucundayız. Çocuklarımız için herşeyi yaparız.